Ölmeyi Seçmek

Ölmeyi seçmek…

Dramatik bir konu başlığı olarak algılayabilirsiniz; oysa hayatın gerçekliğinden bahsediyorum. Varolan gerçeği yaşıyoruz.

Her gün kendimizi ayna karşısında buluyoruz ve bu birkaç saniye ya da dakika içerisinde günlük beyin ile ruh arasındaki rutin seromoniyi yaşıyoruz. Çoğu zaman sessiz, derin ve anlamlı bir iletişim. Beyin analitik zekasıyla yaş oranı hesaplaması yapıyor ve sonuca duygularını katarak ister ruh deyin ister başka üst bilinç deyin bilgi transferi yapıyor. İnsanoğlunun duygu yapısı onaylanmaya ihtiyaç duyuyor. Bu onay ruhun verdiği puanlamaya göre çalışıyor. Ruh yüksek puan verirse beden kendini motive,canlı, dinamik; kısaca genç hissediyor. Puan orta seviyeye gelince hayata tutunma, zevk alma, yeniliklerin peşinde koşma hevesi azalıyor. Daha olgun,  sade,  kısmen kavramları önemseyen bir rota planlanıyor. Eskisi kadar çılgınlık ve yorucu aktiviteler devre dışı bırakılıyor. Gün gelipte aynalara küsmeye başlayınca motivasyon,  enerji , yaşam sevgisi hepten kayboluyor. Bir an artık beden yaşam seçiminden vazgeçiyor. Sosyal izolasyon ve içine dönüş devreye giriyor. İnsan olmanın dayanılmaz zorluğu bu olsa gerek. Ruh hep aynı dinamiklikte kalırken beden iflas ediyor. Ebedi yolculuk beyinin seçimiyle başlıyor. Ruh bunu onaylıyor çünkü kendi olgunluğu için ona hizmet edemeyecek bir bedende daha fazla konaklamak istemiyor. Ayrıca bu tükeniş yolculuğunun tecrübesini de kazanıyor.

Üzdüm mü sizleri?  Ne yazık ki gerçek bu. Peki neden anlattım bunları? Şekilciliğe ve sahteliğe karşı birisiyim. Uzun yıllar felsefeme ters bir işim var diye kendimi çok sorguladım. Sonunda aslında ürettimimin yokolma sürecini uzatan, hayatı biraz daha anlamlı kılma çabası olduğunu farkettim. Ruh puan skalasını biraz değiştirdim. Yaşam motivasyonunu arttırdım. Kadere ve yaşam yazgısına müdahale etmek benim haddime değil elbet. Yaşanan zamanın kalitesine , varolan, yaşlanan zavallı bedenimize, küçük desteklerle yaşama biraz daha iyi tutunma gücü verdiğimi anlıyorum. Daha detaylı anlatmaya gerek kalırsa: aynadaki yüz, kendini on yaş genç gördüğünde yukarda anlattığım kırılmaları on yıl ötelemiş oluyor. Üstelik bu on yılı  daha iyi bir yaşam kalitesi içinde geçirecek. Bunu anlatırken insanlar önce hayalperest olduğumu düşünüyorlar. Bu gerçekliği hergün ofisimde yaşıyorum. Mutlu hikayeleri dinliyorum. Hayatlara minicik dokunabilmiş olmanın keyfini sürüyorum. Üretkenliğin verdiği güzel hazla ve hayat kalitesini arttırmaya çalıştığım sevgil hastalarım sayesinde kendi motivasyonumu arttırıp onlarla uzun yıllar yürümek istiyorum.