“DUR DEMEYİ BİLEN DOKTOR OLMAYA ÇALIŞIYORUM”

HELLO ! 18 Temmuz-2012

Estetik cerrahinin sanatla olan ilişkisini en güzel şekilde yansıtan cerrahlardan biri Semih Gök. Gerçek bir sanat tutkunu olan Op. Dr. Semih Gök, boş zamanlarında heykel sanatıyla uğraşıyor ve Suadiye Bağdat Caddesi’ndeki kliniğinde ise asıl mesleğini acra ediyor. Fakat birçoklarının aksine aslında ticari kaygı taşımadan ve abartılı isteklere göz yummadan yapıyor mesleğini; bunu da “organik heykeltıraşlık” olarak adlandırıyor. Estetik dünyasının yanı sıra güzellik felsefesi ve sant üzerine saatlerce konuşabileceğiniz Op. Dr. Gök’le bir araya gelerek kendisinden, estetik dünyasındaki yenilikleri, kombine tedavilerini ve ideal düzeliği dinledik.

Son dönemlerde sizi heyecanlandıran uygulamalar var mı?
Öncelikle elbette bir plastik cerrah olarak, kendime özel düşüncelerim ve üretimlerim var. Bunlara bir destek ve tamamlayıcı tedavi olarak, son dönemlerde Ulthera’yı kullanıyorum. Açıkçası fazlasıyla bu tarz cihazların esiri olmadan, kendi uygulamalarıma “destekleyici yan tedavi” olarak tercih ediyorum. Bu konuda da son derece temkinli yaklaşan ve uzun süre araştıran doktorlardan biriyim diyebilirim. Çünkü kullandığım her her ne olursa olsun gerçekten işe yaradığına emin olmalı ve ilk önce kendim görmeliyim. İnsanlara faydalı olabilecek yöntemlerin peşindeyim. Yaptığım uygulamanın etkili olması benim için esas kriter. Ulthera, beş yıldır takip ettiğim bir sistem aslında ve konferansta gözlerimle gördüğüm etki beni gerçektende şaşırtmıştı. Bir mika parçasının üzerine yapılan uygulama mikanın arka tarafına dahi işlemişti. Bunu cildin altında yapıyor ve alt tabakada 10bin tane noktacığa ulaşıyor. Yani bu, şu demek oluyor; cildin altında yeni kolajen üretimini destekleyen 10bin tane uyarı noktası atışı yapıyor. Cerrahi müdahele olmaksızın gerçekleştirilen bir tür yüz germe yöntemi diyebiliriz. Zamanın ve yerçekiminin cildimizde yarattığı tahribatı bir ölçüde silmek için geliştirilmiş, güvenilir bir teknoloji. Odaklanmış ultrasound teknolojisinin kullanıldığı bu cilt yenileme yöntemi, 30 dakikalık tek bir seansla yapılıyor.

Peki Ultera hangi bölgelerde kullanılıyor?
Genel olarak yüz ve boyun bölgesinde kullanılıyor ama katıldığım en son konferanslarda takip ettiğim araştırma ve çalışmalar dekolte, kol ve bacak üzerinde de uygulamaya başlayacağımız yönünde. Ucu selülit ve terleme tedavisine doğru da gidiyor ki bunlar yeni bilgiler. Yağlı, iri, kalın ve ağır yüzlerde ciddi bir etkiye sahip olduğu gözlemler arasında. Cerrahi müdahalelerle ulaşılamayan yağlı bölgelere bu uygulamayla ulaşılıp sarkık dokuyu ve yüzü kaldıran etkiler de almaya başladık. Kaş bölgesinde de asimetrik bozuklukları düzeltmede kullanılmaya başlandı.

Dolgulara rakip diyebilir miyiz bu anlamda?
Aslında ben tüm bu uygulamaları birbirine rakip gösterip savaştırmaktansa seviştirmekten yanayım. Çünkü tek bir yöntemle sonsuz yolculuk diye bir şey yok. Biz acımasız bir şekilde yaşlanıyoruz ve hayat bizi yerçekimine yenik düşürüyor. Kolajen yapımız esniyor, deforme oluyor, gevşiyor ve sürekli cerrahi müdahelelerde de bulunamayız. Belli sayıda atışlarımız var aslında ve bunları iyi kullanmamız gerekiyor. Cerrahiye kadar geçirdiğimiz süreçte ve sonrasında, yapılan uygulamaları desteklemek için elbette medikal estetiğin nimetlerinden faydalanmalıyız. Dolgular ve Ulthera da bunlardan.

Ulthera ile cildimizde nasıl bir etki gözlemliyoruz?
Üç boyutlu bir yüz şekillendirme yapıyor aslında. Farklı planlarda çalışıyor. Hem cildin hemen altındaki derin tabakada hem de kasın üstündeki “fasya” adı verilen ince kılıfta çalışıyor. Cildin hemen altında çalıştığında cildi sıkılaştırmış oluyor. Daha alt plana indiğinde ise cildin kasla arasındaki mesafeyi daha sıkı tutmasına ve böylelikle cildin içten sıkılaştırma sağlamasına yardımcı oluyor. Diğer tedaviler daha yüzeysel oyunlar yaparken bu, cildin tonusuna oynuyor. Derinde daha sıkı ve daha tok bir etki yaratmaya yardımcı oluyor. İlk dönemde bunun etkisi üç ayda oturuyor, altı ayda ideal güzelliğe gidiyor. İlk bir aya yaklaşırken biz doktorlar etkileri yavaş yavaş görmeye başlıyoruz ama uygulatanlar bizden çok daha mutlu. Niye? Çünkü bazı şeyler dokunulduğunda hissediliyor; cildine dokunduğu andaki o sıkılıktan mutlu oluyor.

Artık dolgu uygulamaları da çok tercih edilir durumda. Yeni tip dolgular var mı?
Hyaluronik asit miktarı giderek azalıyor cildimizde. Yani bağ dokusu suyumuzu kaybettiğimiz için kırışıyoruz ve yaşlanıyoruz. Bu nedenle hyaluronik asidi destekleme uygulamaları her dönem çok popüler. Son dönemlerde özellikle cilde ışıltı veren, kadife etkisi yapan ve pürüzsüzleştiren dolgular var. Bir de volüm kaybını tekrar yükselten dolgular yapılmaya başlandı. Bunların etkileri de bir iki yılın üzerine çıkmaya başladı. Sonuçta kolajenini devamlı uyaran, onu daha sıkı tutan, kaybettiği doku sıvısını hep yerine koyan ve destekleyen insanlarla, bunları yapmayan insanlar arasındaki uçurum giderek açılmaya başlıyor. Keşke hyaluronik asit daha ulaşılabilir bir şey olsa da tüm vücudumuza uygulayabilsek; yüzümüz gibi vücudumuzun gençliğini da uzatabilsek. Bence bu bir ufuk ve yakında bunun geleceğini de düşünüyorum ki bu, benim hayallerimden bir tanesi.

Doğallık ve abartı arasındaki çizgiyi nasıl koruyorsunuz?
Yapılan her uygulamada çok önemli bir nokta var o da, yanlış yapılması. Çünkü doğallığın dışına çıkılması çok muhtemel. Hiçbir şeyin abartılmaması gerekiyor. İnsanların başka biri olmak yerine, geçmiş yıllarda sahip olduğu yüzü korumaya çalışması gerekiyor. Bunu yaparken de uygulanan işlemlerin doğala yakın olması ve hatta bazen doktorum hastasının abartılı isteklerine yenilmemesi gerekiyor. Ben “dur” demesini bilen bir doktor olmaya çalışıyorum; ticari kaygı taşımıyorum. Bir süre sonra bunun ne kadar doğru bir yaklaşım olduğunu insanlar da anlıyor. Abartılı işlemler yapıldığını düşünen ve kendini korumak adına estetik cerrahi dalına yönelmekten korkan tıp öğrencileri var. Herkesin aynı olacağını düşünüyorlar ama toplum içinde abartılı uygulamalar yapılmamış ve kimsenin fark etmediği o kadar çok insan var ki. Elimden geldiği kadar bu doğallık sınırları içerisinde kalmaya çalışıyorum çünkü insanlar çok talepkar hakikaten. Hep bir basamak abartılı istekler var, hep daha fazlası var. Ben en çok daha ileriki yaşlarda fazla abartılı işler yapan insanları gördüğümde çok üzülüyorum. Geriye alınması imkansız noktalar var, işin o raddeye gelmemesi gerek. Bence mükemmel, iyinin kötüsüdür aslında. İyiye ulaştıktan sonra daha da iyi olsun diye uğraştığınızda ve abartı sınırına girdiğinizde artık o çizgiden sonra tehlikeli sularda yüzmeye başlıyorsunuz. Bazen iyiyi yakalayıp orada durduğunuzda hep bu güzellikte, doğal hayatına devam ediyormuş hissinde bir görsellik elde edebilirsiniz. Bence hayattaki her şey için böyle, durmanız gereken yeri iyi bilmelisiniz.

İdeal güzelliği koruyabilmek için öneriniz nedir?
İnsanlar ilk önce “Ben nasıl yaşamak istiyorum?” sorusunu kendilerine sormalı. Yıllarca bekleyip, iyice çöktükten sonra cerrahi bir müdahaleyle birden gençleşip sosyal adaptasyon problemleri yaşayabiliyorlar. Bu şekilde 15-20 senelik değişiklikler yapıp ve çoğu zaman çevreden de tepki alarak mı yaşamak ya da performans yavaş yavaş düşmeye başladığı zaman, ufak ufak devreye girerek hep sabit bir yaşta kalmak mı? Hem de daha uzun soluklu bir yöntem bu. Benim de felsefem bu aslında; ideal güzellik için önlemin erken yıllarda alınması. Hafif hafif uygulamalar ve “koruyucu hekimlik” anlayışıyla uzun soluklu olmasından yanayım. Ama mesela göğsü olmayan ve kendini kadınsı duygularda hissetmeyen bir genç kızın, doğum yapma aşamasına kadar bekletmektense genç yaşta bu ameliyatı olmasının da daha mantıklı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca cerrahi işlemler de henüz performans iyiyken olunmalı çünkü belli bir yaştan sonra sağlık problemleri de işin içine giriyor.

Peki kombine uygulamaların önemi nedir?
İnsanların kendilerini tek boyutlu görmemeleri gerekiyor. Cildin katmanlarına ve her tabakasına uygun yöntemler tercih edilmeli. Dolgunun yapabildikleri belli mesela. Ama cilt, beş-altı boyutta yaşlanıyor ve biz bir boyuta saldırırsak gerçek anlamda bir gençleşme ve güzelleşme sağlayabiliriz. Bu sebeple boyutsal tedavi çok önemli. Her bir boyutta farklı yöntemler uyguladığımız zaman sonuç alıyoruz. Ortada esas dolguları, bir üstte volüm ve ışıltı veren dolguları, cildin gevşeyen yerinde Ulthera’yı, en üstte cilt yüzeyi için lazer ve radyo frekansları kullanıyoruz. Bir tek derdiniz cildinizin yüzeyiyse, o zaman sadece peeling yaptırın ama ne yazık ki yetmiyor. İnsanlar çok fazla şey önerdiğimizi düşünebilir ama doğru olan da bu. Abartıya kaçmadan gerektiği kadar ama cildin her bir katmanına ulaşarak boyutsal bir tedavi anlayışına sahip olmak gerekiyor.

Siz kadının doğal hatları ve hatta fazlalıklarıyla güzel olduğunu düşünen bir doktorsunuz aynı zamanda değil mi?
Evet, aslında tuhaf ama ben zayıflamayın diye savaşan bir doktorum. Bence zayıflarken kadınlar dönüp kendilerine şöyle bir baksınlar; yüzleri, elmacık kemikleri ve kalçalar ne hale geliyor. İnsanın derisinin altında bir kat yağ dokusu var. Ve o kat aslında bize güzellik sağlayan homojen düzgün tabaka , oraya girmemek gerekiyor. Burası zarar görürse kadının konturu da kayboluyor. Aslında çok güzel varlıklarız ama çıplak gözle tüm o kasları ve derimizin altındaki organları gördüğünüz zaman da bir o kadar ürkütücüyüz. Tüm bu görünümü adeta bir kumaş gibi kaplayan o tabakayla kusursuz görünüyoruz. O yağ tabakasına zarar vermemek gerekiyor. Problemli bölgeye odaklanıp spor yaparak çalışsanız bence daha başarılı sonuçlar elde edersiniz.